İşte Latin harfli ilk Türkçe metin

29/7/2009 · Kategori: Turkce Gezegeni

 

Latin harfli ilk Türkçe metnin 1800’lerde değil, 1553 yılında Hırvat kökenli bir esir tarafından yazıldığı ortaya çıktı.

 

Latin harfleriyle yazılan ilk Türkçe metnin, 1800’li yıllarda yazıldığı yönündeki bilgi, araştırmacı Fehmi Dinçer tarafından çürütüldü.

 

Dinçer yaptığı araştırmada, Türk tarihinde ilk Türkçe metnin, 1553 tarihinde yazıldığını ortaya çıkardı. Böylece 19. yüzyılda yayımlandığı sanılan Latin harfli ilk Türkçe metnin, 16. yüzyılda yayımlandığı belirlendi. Dinçer’in bu yeni bulgusuna, Türk Dili Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın’dan da bir kutlama mesajı geldi.

 

Konuyu bir merak üzerine araştırdığını anlatan dil ve tarih araştırmacısı Dinçer, Türkçenin tarih boyunca değişik dönemlerde çeşitli alfabelerle yazıldığını belirterek, şöyle konuştu: Mohaç’ta esir alınmış “Göktürk (Orhun), Uygur, Arap alfabeleriyle başlayan süreç, Latin alfabesiyle nihai haline ulaşmıştır. ‘1928 yılında başlayan sürecin öncesinde Latin harfli Türkçe metinler var mıdır?’ sorusunun yanıtını aramaya çalıştığımda karşıma ilginç bir kişi çıktı.”

Dinçer, ilk Latin harfli Türkçe denemesini yapan kişinin Hırvat kökenli Bartholomeo Georgieuiz (Georgievits) olduğunu belirterek şöyle dedi:

 

“Georgievits, Kanuni Sultan Süleyman’ın Mohaç Muharebesi’nde (29 Ağustos 1526) esir alınmış, esir pazarında satılmış, 1528’de Trakya’ya getirilmiş, sonra da Anadolu’ya geçmiştir. 1534’te İran seferine katılmıştır. 11 yıl süren esirlik süresince 3 kere kaçmaya teşebbüs etmiştir. Nihayet Kudüs’te kaçmış, manastıra sığınarak esirlikten kurtulmuştur. 1538 yılında Roma’ya, daha sonra da Antwerp’e giden Georgievits, Türklerin adetleri ve dini inançları üzerine 2 risale yazmış.”

 

Georgievits’in Latince ilk Türkçe metni ise, 1553 yılında Paris’te iki risaleyi birleştirerek oluşturduğu “De Turcarum Moribus” (Türklerin kişiliği üzerine) adlı eserinde yayımladığını anlatan Dinçer, “Hırvatça’nın dışında Macarca, Yunanca, Latince, Türkçe, Arapça ve İbranice de bilen Georgievits, 1556’da Roma’da ölünceye kadar Türklerin gelenekleri, görenekleri, dini inançları, törenleri üzerine birçok eserler vermiştir. Georgievits’in eserleri zamanında çok büyük sansasyonlar yaratmış ve dönemin Avrupa’sını çok etkilemiştir” diye konuştu.

İşte Fehmi Dinçer’in araştırmasında yer verdiği Hırvat esir Georgievits’in orijinal metinleri:

 

DUYDUĞU ŞEKLİYLE NAKLETMİŞ

 

Türk - Handa (nereye) gidertsen bre Giaur?(gavur)

 

Hıristiyan - Stambola giderum tsultanum.(sultanım)

 

Türk - Ne issum (işin) var bu memleketten?

 

Hıristiyan - Bezergenlik ederum, Affendi. Maslahatom var Anadolda.

 

Türk - Ne habar scizum (sizin) girlerden? (yerlerden)

 

Hıristiyan - Hits (hiç) nesle bilmezom tsaa (sana) dimege.

 

Türk - Gioldassum (yoldaşın) varmı tsenumle? (seninle)

 

Hıristiyan - Ioch, (yok) ialanuz (yalnız) geldum.

 

Türk - Benumle gelurmitsun?

 

Hristiyan Irachmider (ırakmıdır) tsenum (senin) utaghom? (otağın-evin)

 

Hıristiyan - Iachender (yakındır) bundan gustereim (göstereyim) tsaa.

 

Hıristiyan - Gel ghusteriuere (gösteriver) Allaha tseuertson. (seversen)

 

Türk - Kalch (kalk) iocharı dur yukarıdır bonda. (buda)

 

Hıristiyan - Hanghi taraftan der (taraftandır) bilmezum.

 

Türk - Tsag (sağ) eline bacha (baka) ghun (gün) doghutsine (doğusuna)

 

Hıristiyan - Bir buch (bu) evv (ev) atsarghibi (eser) gurunur (görünür) omider? (o mıdır?)

 

Türk - Gercsekson (geleceksen) oder, (odur) iaken (yakın) deghilmi?

 

(Parantez içindekiler Fehmi Dinçer’in notlarıdır)

 


Milliyet

 

http://www.haber3.com/iste-latin-harfli-ilk-turkce-metin-492934h.htm

son erişim 29.07.2009 22.37

Türkçeyi Yeni Bir Dil Ailesinde Tanımlamalıyız - Haluk Tarcan

25/6/2009 · Kategori: Turkce Gezegeni

Tanınmış ve değerli araştırmacılarımızın bu başlık altında derginizin 30 mayıs 2009 tarihli sayısının 50’nci sahifesinde yayımlanan bilgilerinden mutluluk duyduk.

Ancak, takıldığım  bazı noktalara açıklık getirmek, Türk kültürünün bilinmeyen ya da bilinmek istenmeyen kökenlerine dikkatleri çekmek görevimi de yerine getirmek isterim..

 Sayın Muazzez İlmiye Çığ hocamız,  Sümerce için, “… genel kanaate göre, Ural-Altay dil ailesine girebilir, fakat

·     Batılılar bu dilin hiç bir dile benzemediğni söylüyor…” demektedir.

Yanıtım :

Batılıların, tarihin, hattâ zamanın  derinliklerindeki Türk kültürü konusunda konuşabilmeleri için önce, Urkun’da(Orhun anıtlarında) sona eren Ön-Türkçe’yi bilmeleri gerekir ;

Sanskrit, Grek ve Lâtin dilleri ve Batı dünya görüşü ile Türk kültürü hakkında hüküm verecek güce sahip olamazlar : Türk Kültürü, Doğduğu yerde Doğduğu dilde araştırılır.

Sanırım, Sümerce ile Bask’ça arasında bir bağlantı kurulabilir. Ama, bu bağlantıyı kurmak için de Ön-Türkçe’yi ve Ön-Türk  yazısını okuyabilmek gerekir.

Sümerce ile Türkçe’nin ayrı diller olduğunu iddia eden sn. Osman Nedim Tuna’nın bu bilgiye sahip olup olmadığını bilmiyorum.

 

Çok değerli ve gerçekten çok çalışkan Sn. Doçent İsmail Doğan’ın konuşması “Akrabalığı kesinleşen dil ailesi Hint-Avrupa” cümlesiyle başlıyor .

Yanıtım :

Centre National de la Recherce Scientifique –Paris Bilimsel Ulusal Araştırma Merkezi)nin

·     Eylül 2000, 386 numaralı bülteninin 8’nci sahifesinde, “artık Hint-Avrupa Dil ailesini yalanlama zamanı gelmiştir”, kaydı ile bunun bilimsel değerini yitirmiş olduğu ortaya konmuştur

Kembriç’ten Colin Renfrew, Stanford üniversitesinden Cavalli-Sforza ve devamında Greenberg, Ruhlen vb… arkeolog, genetikçi ve dilcilerin imzasıyla yayınlanan bültende

“…Dil bilim alanında , dil tipolojisi ve dil sınıflandırması hakkında , yeni hipotezler zarurî olmuştur. XVIII’nci y.yıl sonları ve XIX y.yıl başlarında, dil bilimcilerce ortaya atılan HİNT AVRUPA DİLLERİ karşılaştırmaları nı  tamamiyle YALANLAMA ZORUNLUĞU ORTAYA ÇIKMIŞTIR. Birkaç hipotez, dillerin birkaç üst-aile olarak gruplandırılması nı öngörmektedir. (Avrasyatik, Dene-Kafkas, Nostratik, Nilo-saharien, Kızılderili, Hint-pasifik , Avustrik) böylece , örneğin, Hint-Avrupa grubunun kendisi, Altay grubu dillerle , ayni üst- ailenin dalları olmaktadırlar ki, Fransızca-Türkç e- Mançuca gibi birbirinden farklı diller , bu üst aile içine girmektedir…”

Büyük Hint-Avrupacı G. Dumezil, yaşamının sonunda bu konuda çeşitli şüpheleri nedeniyle, bunun, kitaplıkta çok yazarlı bir roman olarak yer alacağını söylemişti.(Entr.D.Erion, G.Dumezil, Gallimard, Paris,1987)

 

Bu bilgiler ışığında sn. Doç. İsmail Doğan’ın, “bugün akrabalığı kesinleşmiş tek dil ailesinin Hint Avrupa dil ailesi…” olduğunu ileri sürmesi geçersizdir. Görüldüğü gibi Hint-Avrupa dil ailesinin  varlığı yalanlanmıştır.

·     “…Türkçeye en yakın dilin Moğolca olduğu söyleniyor…”ifadesinde de

sn.İ.Doğan’ın büyük bir yanlışlık yaptığını görmekteyiz :

·     söz konusu dil, Moğolca değil, MANÇUCA’dır.

 

Fakat, sn .Doçent İ. Doğan, MAYA diliyle olan akrabalığımızı ortaya çıkarmakla Türk kültürüne büyük hizmette bulunmuş, Kızılderili kültürü konusuna ışık tutmuştur, tebrik ederiz.

 

Sn. Doçent İ. Doğan’ın bir öteki isabetli görüşü vardır : Maya dili ile Baskça arasında bir ilişkinin olacağı doğru bir düşüncedir.

Basklar ile  Lâzlar arasındaki ilişkiyi, CNRS’te halk oyunları ve Aksak tartılardan hareketle ortaya koymuştum…

·     Tümce yapısı, Türkçe’dir. Ve onlar Taklamakan çölünden, AQ-Sipil’den kuraklıktan kaçarak gelmişlerdir. Yazıları ise Karuşti/ Aq-sipil tipidir (K.Mirşan)*. Bunun için ayrı bir makale yazmam gerekmektedir.( Kökenindeki Ön-Türk kültürünü bilmeyen Avrupa Birliği Kitap 2-Halûk Tarcan)*(kale demek olan sipil Grekçe’de Spilo olmuştur-K.Mirş an)

 

İlâve edelim : Büyük dilci G.Duhamel, Keçua dili ile Baskça arasındaki yakın akrabalığı ortaya koymuştu.(D.Erbon / G.Dumezil)

 

RÜNİK YAZI SORUNUNA GELELİM 

RÜN yazısının kökeninin İskandinavya’da olmadığını bilen İsveçli araştırmacılar onu İskandinavya dışında aramışlardır .

İsveç’in büyük araştırmacılarından E.N Tigerstadt  : Bu yazı biçimi

·     Alp geçitlerinde mi

·     Don ırmağı çevresinde mi yoksa

·     Kuzey ülkelerinde mi , sorularına cevap aramıştır ?(E.N.Tigerstadt, Svenska Litteratur, historia s.11 Solna 1971  - A Riza Ergüven).

 

Yanıtlayalım: Alp geçitleri denen yer , QAMUNLAR VADİSİDİR(gravures rupestres. d.Val camonica, D.Riba),Ön-Türklerin yazılarıyla bulunduğu vadidir.Qamunlar İmparator OGÜST zamanında Roma egemenliğine girmişlerdir.(D.Riba)

Sözleri edilen :

·     Don nehri çevresi , Ön-Türkçe adıyla OQ-ARA OY’dur, Burada, Ön-Türk kültürünün varlığından söz etmeyi fazla buluyoruz.

·     Kuzey’den amaç, ORAL’lar ya da, ABAKAN stepleri ise Ön-Türklerin

yurtları olan bu yerlerde Ön-Türk kültürünün varlığı herhalde tartışılmaz.

 

Bir öteki İsveçli araştırmacı Türk dili Doçenti GUNNAR JARRİNG, Svenska Dagbladet Gazetesinin 22.08.1985’te çıkan makalesinde “ Hazarlar ile İskandinavlar arasındaki ilişkilere dayanarak, Rün yazısının kökenini Hazarlara atfetmektedir”.(A.R.Ergüven)

 

Norveç Bilimler Akademisinden SHELL  ARTUN, 12 ekim 1994 tarihli Üniversite Gazetesinde “ RÜN yazısı, Orta Asya kökenlidir, sanıldığı gibi  Alman değildir ve de  bilinen ve düşünülen tarihlerden 2.000(ikibin) yıl daha eskidir “demektedir. (H,Cevizoğlu- tarih Türklerde başlar, C.kabuğu yayınları- 2002)

 

İsveççe’ye gelelim :

Artikller, yani belirtici son ekler Türkçe’de olduğu gibi sona gelir…kapı=dörr

Kapı(y)I = dörr/EN…bir örnek : ãppna dörr/EN för mig…Açınız Kapı(y)I benim için(Ali Rıza Ergüven)

 

Etnolojik öğeler : İsveç tarihinde son kurulan İsveç kentlerinden BİRKA’da 600 Qurganlar(Oq Türklerinin mezarları) i Ön-Türklerdeki Ateş-Kültü, Hint ve Grek sanılan ölü yakma geleneğinin varlığının delilidirler.(Archéolgie Nouvelle no/19)

 

SCANDİNAVİE, adında,  SCAN= ASQAN, Tanrı beldesinde asılı olma …son (V)İE, İYE, “sahip olma, ülke” anlamlarını verir.

 

Nihayet Kâzım Mirşan’ın  GOTLAND yazılarını Ön-Türkçe okumuş olduğunu  kaydedip bu bölümü bitiriyoruz.

 

Sayın araştırmacı yazar Turgay Kürüm için  tekrarlamakta fayda vardır : “Türk Kültürü bu kültürün doğduğu yerde ve doğduğu dilde yapılır”…Ya da bu araştırmaları yapanların yayınları ile, ön-Türkçe ve Ön-Türk yazısını kolayca tanıyacak seviyeye gelinmiş olmalıdır”.

Sn.Kürüm, Batının İhtirasını nakleden Resmî Türk  Tarihine uyarak Hunların tarihini (-300)ler diye vermekte ve RÜN yazısını bu tarihe yükseltmektedir.

·     Hunlar, asıl adlarıyla ON’lar ,Tarihte (-5.000 / beşbin)de yazılarıyla görülmektedirler. Bunu, ON’ların barış teklif eden NOTA’sında okumaktayız.(K.Mirşan)

 

Bir öteki nokta : Sn, Kürüm, Rün yazısı için,

·     “halklar arasında alışveriş”ten söz etmektedir. Şunu da ilâve etmek isterim ki, Türk dilleri konusunda araştırma yapmak için

·      Anadolu Türkçesi yetersizdir,  ya da

·     Batılı yazarların verdikleri bilgiler eksik ya da yanlıştırlar. Çünkü, Bu konuda bilimsel değerde bir karar alabilmek için

·     39 Türkçe veya lehçelerinden en az dört ,beşini bilmek gerekmektedir. Ancak bu şartla Türklerin son yazısı olan Urkun(Orhun) yazısından aşağı binlere inilerek doğru bir sonuca varılabilir.

 

Saygılarla,

Halûk Tarcan    Bilimsel araştırmacı( Centre National de la Recherche Scientifique- Paris)

 

2.EK YAZI

 

(W) harfı, ÖN-TÜRKÇE’DEKİ İLK DAMGALARDANDIR.

 

VAN adının (W) ile yazılmasından doğan soruna yanıt.

 

(V), İlk insan’ın korku halindeki ağzından dudakların sıkılması sonucu ilk çıkardığı  seslerdendir.

Bunu damga halinde Ön-Türkçe’de görüyoruz.

(W) yani, çifte (V),,UW diye okunur kutsal demektir.Korktuğ unun, gazabına uğramamak için onu kutsallaştırmıştı r.İşte, İstanbul’da Erenköy yazıtı , tarihi İ.Ö.1980..

·    Sağ başta görülen iki(V) UW diye okunur ve kutsal demektir.

·    Sonra gelen (N) ise damga olduğunda (ON) diye seslendirilir , (HUN) demektir; Orta Asya’daki (ON) orta doğuya geldiğinde HUN halini almıştır.

·    İlk satır UW-ON yani kutsal HUN demektir. (K.Mirşan)

Sonuç : (W) damgasının harf olarak algılanması , bu işi yapanların kökenlerini Orta Asya’da aramaları gerektiğini açığa çıkarır.

Anadolu Tarihi, Batının kendi çıkarlarına göre kaleme almış olduğu Resmî tarihle öğrenilmez, sorunlar bu tarihle çözülemez. Türkçe kelime ve cümlelerin çözümlenmesi için Orta Asya Türkçelerini bilmek gerekir. Hele, kulaktan- (Niyagara-ne yaygara) yoluyla bilim yapılamaz.

Türk cumhuriyetlerinin müşterek alfabesine için (W,Q X) harfleri kabul edilmiştir.

http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php?news=3700 son erişim: 25/06/2009, 18.24

Atasözleri ve deyimler sözlüğü sanal ortamda

21/5/2009 · Kategori: Turkce Gezegeni

Türk Dil Kurumu (TDK)'nun hazırladığı 'Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü' Kafkas Üniversitesi (KAÜ)'nde düzenlenen 2. Ulusalararası Türkiye Türkçesi Ağız Araştırmaları Çalıştayı'nda sanal ortamda kullanıma açıldı.

Bu yıl ikincisi düzenlenen Uluslararası Türkiye Türkçesi Ağız Araştırmaları Çalıştayı KAÜ'de düzenlendi. Birçok bilim adamının buluştuğu çalıştayda, TDK'nın hazırlamış olduğu 'Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü' genel ağ ortamında kullanıma açıldı.

Programda konuşan KAÜ Rektörü Abamüslüm Güven, Türk Dil Kurumu'nun son zamanlarda yaptığı çalışmalardan duyduğu memnuniyeti dile getirerek öğrencilere seslendi. Son yıllarda hayatın çeşitli alanlarında yabancılaşma yaşandığını vurgulayan Rektör Güven, "Yabancı adlar, gerekli gereksiz yabancı kelimelerin kullanılması, özellikle bilişim dilinde hiçbir kalıba sığmayan kelimelerin kullanılması ve dilimizin hoyratça yıpratılmasına üzülerek şahit olmaktayız. Dilimizin yaşayan bir dil olarak gelişimini sürdürmesi, insanlarımızın doğru Türkçe konuşmaya özendirilmesi ve bu amaçla eğitilmesi Türk Dil Kurumu'nun yanı sıra yazarlarımız, sanatçılatımız, bilim adamlarımız ve tüm aydınlarımız ile başta geleceğin öğretmenleri olan siz gençlerin sorumluluğudur." şeklinde konuştu.

Açılış öncesi Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü'nün internet üzerinden nasıl ulaşılabileceği hakkında bilgi veren TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın da sözcüklerin ve terimlerin yanı sıra atasözleri ve deyimlerin de Türkçe'nin söz varlığını oluşturan önemli öğelerden olduğunu ifade etti. Akalın, "Her atasözü ve deyim aslında bir kültür değerimizdir. Binlerce yıllık tarihimiz içerisinde atalarımızın dilimizin söz varlığına kazandırdığı bu kültür değerlerimizi Türk Dil Kurumu hazırladığı Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü ile sanal ortamda kullanıma açmaktadır." dedi.

Veri tabanında 2 bin 396 atasözü, 11 bin 209 deyimin bulunduğu yazılımda iki tür arama yapmanın mümkün olduğunu ifade eden Akalın, "Anlamı öğrenilmek istenen atasözünün tamamını, bir bölümünü veya içinde geçen bir sözcüğü arama kutusuna yazarak 'atasözü/ deyimde' seçeneğinde arama yapılabilecek. Yazılım, yalın sözcükle yapılan aramalarda sözcüğün ek almış biçimlerini de kullanıcıya sunma özelliğine sahiptir. Örneğin 'burun' sözcüğünü arayan kullanıcı, bu sözcüğün atasözlerinde burun, burununu, burnuna, burnundan gibi farklı ek almış biçimlerini de tek sayfada görebilmekte. Arama sonucunda bulunan atasözü ve deyimin anlamından sonra edebiyatın tanınmış yazarlarından alınma örnek cümleler de verilmekte. Örneklerin ardından da hangi sözün atasözü hangi sözün deyim olduğunu bildirilmekte. Belirli bir anlamda veya konuda hangi atasözlerin veya deyimlerin olduğu öğrenilmek isteniyorsa, bu kez arama kutusuna bu anlam veya konu ile ilgili bir ya da bir kaç sözcük yazarak 'anlamda' seçeneğiyle arama yapılabilecek. Bu durumda yazılım, anlamında, aranan sözcükler bulunan bütün atasözlerini ve deyimleri sıralayacaktır." şeklinde konuştu.

Sözlüğe TDK'nın genel ağ sayfası olan 'tdk.org.tr' sayfasından ulaşılabileceğini ifade eden Akalın, sözlüğün kullanıcıların katkılarıyla gelişip, zenginleşeceğini vurguladı. Konuşmaların ardından sözlüğün sanal ortamda açılışı TDK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Recep Toparlı'nın yönetiminde Kars Valisi Mehmet Ufuk Erden tarafından yapıldı. Açılışın ardından KAÜ Rektörü Abamüslüm Güven, TDK Başkanı Şükrü Haluk Akalın'a, TDK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Recep Toparlı'ya ve Uzman Belgin Tezcan Aksu'ya plaket takdim etti.

KAÜ Necdet Leleoğlu toplantı salonunda düzenlenen programa, Kars Valisi Mehmet Ufuk Erden, KAÜ Rektörü Abamüslüm Güven, İl Emniyet Müdürü İbrahim Demirci, idare amirleri, bilim adamları, öğretim görevlileri ve öğrenciler katıldı.

http://www.memurlar.net/haber/140032/
21/05/2009

« Önceki ::